16 Ekim 2015 Cuma

Basketbolla Bezenmiş "Örnek" Adam: Sinan Güler

Sanki yıllardır tanıyormuş gibi samimi ve içten ve bir o kadar güleryüzlü Sinan Güler ile bir araya geldik. Sohbetinin yanında oynadığımız kısa bir basketbol maçı ile de keyifli dakikalar yaşadık. Kadın basketbolundan, gelecek vadeden sporculara ve milli takıma kadar bir çok konuda  görüşlerini aldık. Esasında Sinan Güler'i anlatmak için ekstra kelimelere gerek yok. Çünkü maç içinde nasıl ise dışında da olduğu gibi biri ki takip edenler hak verecektir. 
Dilerseniz bu sohbetimize devam edelim. Buyurun sizleri şöyle alalım.

Hayata, basketbola dair püf noktaları öğretmiş ve tecrübeleriyle yol çizmiş, bunlarla birlikte İTÜ'nün efsanevi oyuncusu Necati Güler ile abiniz Muratcan Güler'e bakıldığında aslında sizin geleceğiniz bir nevi şekillenmiş durumdaydı. Acaba bunlar olmasaydı, bir şekilde yine basketbolla yollarınız kesişir miydi?

Öyle bir ihtimal nasıl gelişirdi bilmiyorum. Ailemin sporun içinde olmam da etkisi çok büyük, benim de bu işe bütün isteğimle sarılmış olmam ve hiç yoldan şaşmamam bugün ki günlere beni getirdi diyebilirim. Ancak farklı bir aile yapısı içerisinde bu konu nasıl gelişirdi bilemezdim. Ha basketbol olmasaydı ne olurdu aynı aile yapısı içerisinde dersen, spor her türlü işin içinde olurdu. 


Basketbolun sizin yaşamınızda yeri ayrı ancak öğrenim hayatınızı da hiç bir zaman kenara atmadınız. Nba kariyeriniz de hem basketbol hem eğitim anlamında kapılar çalındı. İlk senenizde zorluklar geçirseniz de 2. yılınızda takım kaptanlığı ve başarılar sonrasında gelen Carroll College transferiniz, bu süreç nasıl gelişti?

18 yaşında iken Beşiktaş formasının A takımında forma giymeye başlamışken bir yandan da üniversitedeki dersleri verme çabası ve takımda kendime yer bulma yollarını arıyordum. Babamın düzenlediği Mavi Jeans Basketbol Kampını ziyaret ederek Amerika'dan gelmiş antrenörlerden gelecek için fikir alış-verişi yapmıştım ve sonrasında gerçekleşen antrenmanlarla elime çok büyük bir fırsat geçti. Hem basketbol kariyerime Amerika'da devam edebilecektim hem de eğitimime ara vermeyecektim. Nasıl oldu bilmiyorum kendimi uçakta buldum ve böylece yolculuğuma başlamıştım.




2013 yılıyla birlikte Galatasaray'ın vazgeçilmez ilk 5 içinde olmak takımın bir anlamda beyni olmak üstelik maddi sıkıntılar çekerken. Sizin sergilediğiniz oyunları görünce sanki bu sıkıntılar yokmuşcasına bunu nasıl başarıyorsunuz?
Ben basketbolu hep farklı gördüm. Tamam profesyonel olarak yaptığım bir iş, çok severek istediğim bir şeyin profesyonel işim olması benim için büyük bir şans. Bununla etkisiyle birlikte profesyonelliği sahaya çıkıp performans göstermem gereken zamanlarda hep saha çizgilerinin dışında bıraktım. Bu benim için önemli bir etken olmuştur.

Hiç şüphesiz unutulmayan maçlardan biridir. 6 kişiyle kazanılan Fenerbahçe maçı (play-off). Kahramanlardansınız. 40 dakika boyunca sakat ve yorgun bir şekilde oynayarak kazandınız. Ters esen rüzgarı nasıl avantaja çevirdiniz?

Birbirimize inanmamız ve takım içerisinde yarattığımız pozitif hava. O maçla alakalı en söyleyebileceğimiz şey, kaybedeceğimiz hiç bir şey yoktu. Kazanamasak, zaten 6 kişilerdi, normal, gibi tepkilerle karşılaşırdık. Ama hepimiz kariyerimiz de önemli bir noktada kimsenin kolay kolay unutamayacağı bir maç oynadık o gün. 

Zisis'le yaşadığınız çarpışma sonrasında kaşınıza dikiş atıldı ve ayağa kalktığınız gibi Zisis'in yanına gidip durumunu öğrenmek oldu. Sporcu karakteri, taraflı tarafsız herkesi kendinize hayran bıraktınız. Aslında sizi hep böyle biliyoruz. Hem oynadığınız oyun hem de ortaya koyduğunuz karakter. Bunun sırrı nedir?
Ailem ve çocukluğumdan bugüne benim karakterime ufak dokunuşlar yaparak beni şekillendiren herkestir. Çocukken daha agresiftim, özellikle haksızlık konusunda hiç dayanamazdım, çabuk sinirlenirdim. Büyüdükçe tabii ki de sinirler daha bir törpüleniyor. Ayrıca başımıza gelen olay tamamen tesadüfen olmuş, iki sporcunun da kontrolünde olmayan bir durumdu. Ben o yüzden başka türlü hareket etmeyi düşünemezdim. 

Ergin Ataman'la çalışmaya Beşiktaş'la birlikte başladınız. Daha sonra Galatasaray ve milli takım. Sizin için önemi nedir? Önemli yapan.
Ergin Abi ile 2007 senesinden beri sadece 3 senesinde birlikte çalışmadık. Beşiktaş'tan Efes'e geçerken, onun basketbolunun içinde bazı şeyleri doğru yaptığım için o takımın içinde görmek istemesi benim için büyük bir şanstı tabi ki de. Gençliğimden bugüne geldiğim noktada, hem kariyerimin basamaklarını çıkarken bana büyük fırsatlar sunmuş biridir, hem de bugün oynadığım basketbola duyduğu güvenle beni daha da iyi oyuncu olmama teşvik eden biridir. 

Son olarak basketbola sadece sergilediğiniz oyunla değil yaklaşık 4 yıldır Güler Legacy ile yola devam ediyorsunuz. Neyi amaçlayarak yola çıktınız?


Amaç aslında ağabeyim ve benim yazları Amerika'da gittiğimiz kampların bir benzerini yaratabilecek ortamı bulmaktı. Hem de babamın, ağabeyimin ve benim tecrübelerimi bir şekilde gençlerle paylaşa bilmekti. 5 senede çok güzel işler yaptık ve bunun başında bugüne kadar 200 tane sporcuyu Doğu bölgelerimizden seçerek burslu bir şekilde bu kamplara getirdik. Hedefimiz bunu her geçen gün daha da geliştirmek ve öncelikli olarak Türkiye'de her gencin spora bakış açısına dokunabilmek.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder