21 Şubat 2018 Çarşamba

Sahiplenin, Aslı Nemutlu

2018 PyeongChang Kış Olimpiyat Oyunlarında neler yaşandı? Hayal kırıklığı yaşayan favoriler… Kimler madalyasını boynuna takarken, üzüntü yaşadı… Ya da Güney Kore’den gelecek herhangi bir not değil konumuz. Hayır, oraya kadar gidip çalışmalarını sonuna kadar sergileyecek 8 Türk sporcu da değil! Kim bilir belki oraya gidebilecek bir ismi daha detaylı yazmaktı. Fakat olmadı.

Ancak bu ismi bu sezona dek nasıl yazılmaz sorusu kafanızı karıştırmışken, Aslı Nemutlu adı çoktan başka bir ülke vatandaşı olsaydı adına çokça çalışmalar yapılmıştı dahi. Kış sporlarındaki zorluk, velhasıl doğaya karşı hüküm sürmek aslında anlatılmak istenen tüm mücadeleye gebe olması onları sürprizlere daha da açık hale getiriyor.

Esasında mevzu, 2012 yılında Türkiye Gençler Kayak Şampiyonasına hazırlandığı Erzurum’da antrenman sırasında boynunun kırılması sonucu hayatını kaybetti Aslı Nemutlu.
Ülkemiz adına zaten sporcu çıkartmakta zorluk çekerken, sahipleneceğimizi isimleri de yokmuşçasına davranmak nereye kadar! Sondan başlayalım. 


2012 Türkiye Gençler Kayak şampiyonası esnasında, olması gereken güvenlik çemberi herkesin hayatını yok sayarak, güvenlik filelerinin olacağı noktada “tahtadan” yapılmış “güvenlik” vardı. Aslı Nemutlu o gün tüm hızıyla o tahta bariyere çarparak hayatını kaybedecekti. O dönem “sorumlular” ceza aldılar ancak birkaç ay sonra ya ceza paraya çevrildi ya da cezalar geri çekildi.
Hem güvenlik hem de cezalar “göstermelik mi” tartışmaları çoktan parlayacaktı. Güzel anlar da yok değil!

Aslı gibi spora gönül vermiş fakat maddi yetersizliklerden dolayı yolları kesişmeyen gençlere bugün halen daha devam eden TEV Aslı Nemutlu bursları verilmekte. Bunların dışında, eğitim anlamında idol olabilecek isme sahip çıkamadık. Üç yaşında başladığı kayak sporunu 17 yaşına kadar sürdürüp, beraberinde devam ettiği çoğu faaliyetlerini başarıyla taşıyacaktı.
Bu tip isimler Avrupa’da ya da sosyo-ekonomik anlamda gelişmiş ülkelerde çoktan kıymet verilip filmi çekilmiş, kitaplara adını yazdıracak bir isimken, kaçımız onu tanıyorduk ki?

Şunu belirtmeliyim Kadıköy-Kalamış’ta bronz heykeline rastlayabilirsiniz. Hepsi bu! 17 yaşındayken belki şu an PyeongChang’ta onu konuşacakken, beklentilerimizi dile getirecekken pırıl pırıl bir sporcumuzu ihmaller sonucunda kaybettiğimizi ve nasıl cezaların işlemediğini konuşuyoruz. Sahi, soruyorum size daha önce Aslı Nemutlu ismini duymuş muydunuz?

16 Şubat 2018 Cuma

Utah Jazz’ın Donovan Mitchell’i

NBA’de All-Star zamanı yaklaşıyor. Bu sene zorlanacağımız en büyük seçim, çaylaklar olacak gibi gözüküyor. Bu maç ve maçlar bittiğinde ya da şu an siz bu satırları okurken keza, sadece NBA tarihinin en iyi kazanımlarına değil, yakın zamanın en iyi oyun kurucusu ve bir baş antrenörün rüşdünün tamamen ispat etmesi yer edinecek akıllarda!
Ve bu durum çok yakın zamanda boy gösterecek. All-Star 2018’in çaylak oyuncularının dilemması olacak gibi.

Bazen onun için tek başına Cleveland Cavaliers’ı devirdi bazen James Harden benzetmelerine yakıştırılıyor. Aslında bunların arasında bir isim var ki, tüm çaylaklardan sıyrılarak  isminden oldukça söz ettiriyor.
O isim Utah Jazz’ın Donovan Mitchell’i. Utah Jazz 13.sıradan draft edilmesi hiç kafaları karıştırmasın. Mitchell son aylarda gösterdiği performansla çaylaklar kategorisinde sayılacak çoğu ismi gölgede bırakacak yeteneğe ve inanca sahip.


Donovan Mitchell için şans New Orleans maçı ile başlayacaktı. Ya da kendini ispatlama. Onun yaşına ve aldığı süreyi düşününce o maçta 41 sayı atarak basketbol otoritesinin dikkatini çekmeye başaracaktı. Orleans maçı Mitchell’ın miladı olacaktı. Bu maçtan sonra bu süreye kadar bir skalanın peşinden yukarıya çıkacaktı. Takımındaki tüm yük Rodney Hood’a kaldı kalacak tartışmalarını yaşarken, Hood sakatlığı haberiyle kameralar Utah Jazz koçu Quin Snyder’e çevrilecekti. 


Koçun en sevilen yönlerindeyse, genç oyunculara süre vermekte fazlasıyla bonkör davranacağıydı. Ve de bu sürecin nasıl değerlendireceği koçun planlamasının alameti farikasıydı. Kendini geliştirdiği, Hood’un boşluğunu pek aratmayan Mitchell ilk beş olmanın 1 Aralık itibariyle garantiledi. Topa hükmetmesi, kabiliyeti ve bir sonraki adımı bilen bacaklarıyla artık yön değiştirebilen Donovan Mitchell çaylaklara açılış konuşmasını yapmış bulunuyor.

Driplingleri ve çembere gidebilen üzerine üçlük çizgisinden rahatça sayılar bulabilen için zaten koçun yapabileceği tek şey süre vermek!
Gel gelelim istatistik karnesine. Bu zamana kadar 38 maça çıkıp ilk beşe 30’undan fazla çıkan, 18.5 sayı ortalamasıyla Donovan, diğer çaylaklar arasında sayı krallığında zirvede. Şimdilik sessiz ve derinden geliyor.

İnsanın sinirini bozmayan kusursuzlukta ve temiz oyun anlayışı var ki, yanına fiziki koşulları koymayı unutmayın. Bu denli “sır” gibi saklayan Utah Jazz oyuncusunu kaybetmemek adına “kovulursunuz” minvalinde küçük uyarıları yok değil. Hem takımının hem de kendisinin geleceğini kurtarmak için adeta bulunmaz hint kumaşı. 

9 Şubat 2018 Cuma

Şimdi Biraz Onun Zamanı; Hyeon Chung

Çocukluk yaşlarının tam ortasındaydı. İlk servis atışının beğenilmemesi yüzünden depresyona girmiş, tenisi bırakmanın eşiğine gelmişti. Hayır, tabi ki bunlar yaşanmayacaktı. Bir Federer gerçeği bu kadar kolay pes etmeyecekti. Federer ile ilgili okuyacağınız her kitapta onun mücadele konusunda nasıl vücut bulduğunu hissedeceksiniz. Ancak artık rakipleri de adına kitaplar yazılacak kadar güçlü ve belalı olabiliyor.

Pek tabi ki şüphesiz, şu sıralarda Nadal ile birlikte tatlı rekabetleri ve dostlukları dışında, yeni doğan isimlerde gün yüzüne çıkmaya başladı. Her grand slam ile ilk 10 içine girmeyi zorlayan raketlere bir yenisi daha eklenmek üzere!
Hazır Avustralya Kıtasında dolanıyorken, çok uzaklara gitmeden Hyeon Chung ile tanışma vakti. Hemen öyle Çinli, Japon damgasını yapıştırmadan belirtmiş olayım, Güney Koreli kendisi.

Asyanın bu konuda pek de sporcu yetiştiremediğini biliyorsak, ayrıca kıymetli kendisi. Yeni isimlere yer açmışken, Hyeon Chung’un şiir yazmasına izin verecek miyiz?

İşte bu sorunun cevabı çok zor! Günümüzün parlayan sporu, bir çok da parlattığı yıldızı doğuyor. O yüzden ki sadece ATP düzeyinde de konuşmak yanlış olur, WTA seviyesinde de müthiş isimler var.


Chung’a gelecek olursak 1996 doğumlu, Koreli tenisçinin hayatındaki en önemli satır başlığı astigmat problemi… Esasında, tenise başlama öyküsü de böylece perdesini aralamış oldu. Görme yetisini daha da kaybetmemek ve korumak amacıyla çıktığı yolda, profesyonel tenisçi olmasının yolunu açacaktı. Astigmatı iyice ilerleyince özel bir gözlükle korta çıkmaya başladı. Aslında çocukluk yaşlarının tam ortasında mühim şampiyonlukları göz ardı ediliyor.

Orange Bowl ve sonrasında ITF Junior turu gibi organizasyonlarda boy göstermeye başlayacaktı. Federer efsane olmanın basamaklarını çıkarken, Chung 2013 Wimbledon gençler kategorisinde final oynayacaktı.
Dünya sıralamalarında ilk 100’ü zorlamaya başlamışken, “en çok gelişme kaydeden oyuncu” unvanıyla omuzlarına bir sorumluluk daha eklenecekti.

Gelgelelim bu yıl düzenlenen grand slamlerin habercisi Avustralya Açık’a gelene dek hiçbir grand slamin üçüncü turunun ilerisini göremeyen Chung çeyrek finalle hem çıta yükseldi hem Federer’in raketiyle tanışma….
Belki Djokovic’i eleyip, buralara gelmiş olabilir ama esas konu ATP sıralamasında 23 basamak atlayarak 23. sıraya yükselmesinde! Şimdi biraz da onların zamanı. Tıpkı çocukluk yaşların tam ortasında o grand slami, olan Federer’in bugün 28 yıl aradan sonra 20. Grand slami kazanacak başarı potansiyeli gibi.

31 Ocak 2018 Çarşamba

Sol Ayaklı Sağ Kanat

Bir futbol takımının barınağı, çimleri yeni biçilmiş stadyumundan başka bir şey olamaz. Üstelik, taraftarı ve tarihi ile önemi yüksek mertebede ise dillere destan. 2016 yılıyla beraber Anfield’ın tadilat gören yeni yüzü, Liverpool’a kavuşmuşken, yeni futbolcularla da fazlasıyla adından söz ettirmekti. Haybeye giden transfer ücretleri ve sükse yapmış isimlerden çok, inandıkları oyunculara yatırım yapmaya karar verdiler.

Bunların yanına gereksiz ve fazla oyuncu transferi yapılmaması, Jurgen Kloop ile birlikte yeni politikaları olacaktı. Şüphesiz en önemli “isimsiz” futbolcu Mohamed Salah’dı. 
Hiçbir şekilde, geleceğin Pelesi, yıldız oyuncu, Messi’ye veya Ronaldo’ya gözdağı gibi ön adlar almaksızın sade biri.
O sadece bildiği işi yapıyor. Topu tüm kabiliyeti ile arkadaşına sunmak….

Liverpool’a geliş süreci de bir o kadar fantastik esasında. Adından belli olacağı gibi pek de Avrupai biri değil kendini duyurmak için çılgınca oyun stilli de yok. Mısır’da doğmuş ve yetişmiş birinin futbolcu olup, popüler Avrupa takımlarına transferi söz konusu olamaz. Fakat oldu!

Açılışını da Basel takımıyla yaptıktan sonra; bir gün Mohamed Salah’ın telefonu çalar, ama açan olmaz daha sonrası bir telaşla cevapsız çağrıyı gören Salah, kontörü de olamayınca, tekrar araması için whatsapp’tan mesaj gönderir. Mesajı gören Jose Mourinho!nun tekrar araması sonucunda Chelsea’ye transferi gerçekleşir.


Bugünlere öyle pek kolay gelmedi Salah. Bilhassa Mourinho’nun Chelsea’sisine! Evet, çok net bildiğimiz bir şey var ki, Chelsea ile yollar hep kesişecekti. Onların ilişkisi İtalyanlara da samimi gelecekti. Arada İtalyan takımlarına da uğramayı esirgemeyen Salah, Fiorentina-Chelsea, sonra bunun tam tersi, Fiorentina-Roma buradan tekrar Chelsea ve tekrar Roma ve yine Roma yine Chelsea…

Yorucu ama talepkardı, Mısırlı oyuncu. Hiç vazgeçemeyecekti. Ve daha da iyisi olmak için en iyi işi yapmaya devam etti. Çoğunlukla asistleri ile meşhur olsa da azımsanmayacak golleri yok değil. En son olarak Roma’da adından söz ettiren çok iyi bir sezon geçiren sol ayaklı sağ kanat, hızı ve zekası ile Liverpool’a ayak uydurmuş durumda.

Jurgen’in vazgeçemediği kanat oyuncusu bol maçlı Premier Lig’de 23 maçta 18 gol atıp 6 asisti ile yardımcı rolde ekibin tam da merkezinde. Hem defansına yardıma gidebilen hem de gol şansını yaratabilecek bitiricilikte. Liverpool’un her daim orta denge de giden yapısına biraz rahatlama getirdiği kesin. Çıkmaza girdiğinde yükünü hafifletecek ender isimlerden Salah, bundan sonra daha çok ismini duyacağız. Hazırlanın! 

25 Ocak 2018 Perşembe

Bu Bir Alexis Sanchez Hikayesi

Premier Lig’de ikinci yarı başlamıştı ve yine Arsenal’i eleştirmelerin zamanı geldi. Büyük meblağlı transferler, yenilgiler ve yıllardan beri değişmeyen bir heyecan. Gerçekten değişmedi mi? İçinde barındıran kıpırtılar yok değil! Arsenal’in kenarda kalmış yıldızı Alexis Sanchez. Ve bir de onun trajik yaşamı oyununa da zuhur ediyor.

Hırsı ve zaman zaman beliren sınırları zorlayan agresifliği, vazgeçilmez kazanma arzusu, taraftarın tezahürü gibi kalıplara yerleştirebileceğimiz isim Sanchez.
Esasında o, Arsenal taraftarının sarılabileceği yeni bir dal, tutunabilecekleri adrenalin ve aslında en mühimi, yeni bir gelecek…
Ancak o son günlerde dergilerde, röportajlarda kimi zaman bir kitabın satır aralarında bu zamana dek doğuşunu orada durduğunu biliyor.

Evet, yılın o zamanına geldik. Futbolun, futbolcunun perdesinin aralandığı... Biraz üne kavuştuğunda ilmek ilmek dokunan geçmişi. Amerika kıtasının en verimli topraklarından Şili’de “şeytanın köşesi” diye adlandırılan Tocopilla’da doğan Sanchez, hem maddi açıdan hem de hayat koşulları açısından berbat bir bölge de yaşayınca para kazanmak için sokaklara atıldı. Aklınıza gelebilecek hemen hemen her çocuğun yapacağı işlerde eli ya bez tuttu ya da milleti eğlendirebilmek için taklalar attı.


O yıllarda okulla arası iyi olamayan Alexis’in bir o kadar da topla arası fazlasıyla iyiydi. Sürekli annesine; “ merak etme anne ben futbolcu olunca çok zengin olacağız ve istediğin her şeyi sana alacağım” sözleri gerçek yerini bulmuştu. Kısa ve sıska haline rağmen oynadığı oyunla kısa sürede Tocopilla’da konuşulmaya başlanmıştı bile.
16 yaşında Cobreloa takımıyla yeteneklerinin sınırlı olmadığını gösterdi.

Dünya’ya açılması Udinese takımıyla oldu. Aralarda Colo Colo ve River Plate takımlarına giderek rüşdünü ispatlasa da, Barcelona’nın radarına pek ala takılmıştı. Dünya’nın en iyi takımlarından birine imza attıktan sonra da Premier Lig’in kısmetsiz takımı Arsenal’e transferi gerçekleşir.
Premier Lig’in en zor liglerinden ve pek sesi çıkmayan Arsenal’de şu sıralar sürünceme de giden futbolu ayakta tutmaya çalışan isimlerden. Alexis Sanchez’in ayakta tuttuğu sadece Arsenal değil!

Okumuş olduğunuz yazının gerisinde, cümlelerinde Alexis ile karşılaştınız. Bu yazıyı okuduktan sonra aklınızda ona dair bir imge canlanacak. Muhtemelen “mücadele etmek” ve kendi savaşını vermek için “en iyi” olmak zorunda olduğunu hep bilerek yaşadı. Ve artık Arsenal'in yanına bir de doğup büyüdüğü yeri ayakta tutmaya çalışıyor. İşte bu bir Alexis Sanchez hikayesi oldu.

18 Ocak 2018 Perşembe

Bir Manidar Avustralya Açık

Yeni yıla girmeden, yeni ve hayallerin gerçekleşmesi için koca bir yıl için sabırsızlanırız. Halbuki sadece yaşamımızda değişen birkaç gün… Oysa, bunu düşünmeden ve ümit etmekten de pek uzak duramıyoruz. Artık herkes gökyüzüne yeni hayallerini bıraktıysa yeni yıl, yeni ay ve yılın ilk ayı Ocak bizlere Avustralya Açık’ı yüze vurmaya başlar.

Yılın ilk grand slami daha bir cezbedici geliyor. Her şeyden önce kölesi olduğumuz futbola nispeten daha hatırnazdır. Ara ara özel turnuvalarla da olsa yüzünü hatırlatır, bir telaş bırakır. Ve bir de akıllara gelen Roger Federer’in uzun aradan sonra kazandığı ilk grand slami olarak ayrı mühimi olacaktı.
Üstelik rakibi Nadal olunca insanlar saat kaç olursa olsun yarıya inmiş gözleriyle tadına vardılar.


Federer öyle bir hızlı giriş yaptı ki Djkovic, Murray ya da kadınlarda Williams, Sharapova gibi popüler isimleri unuttular. Daha gerçeği unutturdu. Bu yıl Avustralya Açık daha da büyük beklentiler eşiğindeyken bir bir isimler çekilme kararı aldı. En başta performansındaki düşüşten ötürü Murray, kadınların favorisi Serena Williams doğumundan sonra çıkacağı ilk grand slami silip süpürür gözüyle bakılırken “hazır olmadığı” için çekilenlerden. Bir de Azarenka var tabi. 


Doğal olarak kortun sesi Nadal ve Federer olacak gibi duruyor. Eylül ayında biten Amerika Açık ile bir sonraki yılın Mayıs sonunda başlayan Roland Garros arasında yani bitmek bilmeyen dokuz aylık periyotta, tenis takviminde masumane tek bir slamin bulunuyor olması var.
Yani insan bu ılık havada yaşıyor. O dokuz ayın vahası ve o masumane kaçamak geldi çattı artık. Yani tenis ölü sezonundan çıkıp, çiçek açıyor.

Fazlasıyla Federer-Nadal çekişmesi gündemdeyken, hafızaları biraz yoklama zamanı. 2017 Rod Laver onuruna düzenlenen Laver Cup’taki beraberliği her şeyin önüne geçti. Fotoğraf kareleri, takım ruhu ve tenisin ustalarla imtihanından sonraki ilk grand slam olması tat bırakıyor.
Bu rekabete rağmen samimi dostlukları büyülemişti. Peki ya 2018 Avustralya Açık’ı neler bekliyordu?

Federer içindeki sakin görüntüsünün altındaki ateş, Nadal’ın bitmeyen hırsı derseniz, harikulade 2018 açılışını yapabiliriz. Zira, bu iki isme de baktığımızda manidar bir Avustralya Açık sürükleyecek bizi peşinden. Ne var ki bu bahar havasına aldanıp da yeni isimleri de görmezden gelmemek gerek. Ustalara büyük saygı, yenilere selam olsun.

8 Ocak 2018 Pazartesi

Isaiah Thomas’ın Oyunu

“Psikolojik olarak her zaman hazır olan, bir grup savaşçıyız. Kariyerleri boyunca bir şey başaramayacağı düşünülen ve saygı görmeyen oyunculara sahibiz. Bunu motive olmak için kullanıyoruz.” Bu söylenenler hakkında pek fazla bir şey anlatmıyordu. Zira, Boston Celtics takımına geçtiğinden beri Isaiah Thomas farklı bir tarafını dile getiriyor. Esasında Thomas adeta kendi şansını yaratanlardan.

Ona karşı yapılan saygısızlık ve küçük görmelerine karşın, inananları boşa çıkarmayacağını çok iyi biliyordu. En başta da kendisini! Rakiplerine bakıp, isimlerinin altında ezilmeyen, aksine 60. sıradan draft edilmesine rağmen Sacramento Kings’te bench minderlerine bırakılmasına ya da Phoenix Suns’ta değer görmemesine kadar savaşacaktı parkede. Aslında böyle bir sıralama yapmadan evriminden bahsetmek yanlış olurdu.


Pek de ilk beşte yer alamayacak isimlerin arkasında beklerken, Boston Celtics yöneticileri onu kıskacına almıştı bile. Celtics’teki başlangıç gününde, Isaiah Thomas’a –sen takıma değil, takımı sana göre uyarlayacağız- konuşması, sahaya çıktığı her dakika da kendini takas yapan Phoenix Suns’ı depresyona sürüklediği tescillendi.


Isaiah boyu itibariyle de (1.75) aşağılanmakta alıkonulmak şöyle dursun, basketbolun sadece fiziki koşulların değil, kalben ve akıllıca oynanacağını ispatladı.
Ve bir de ne denli duyguların saklanamayacağını… Thomas'ın kendi yaşamında başarıyı yakalayabilmek adına hatırlanacak çok anı, azim hikayesi var. Tıpkı her maçın da kendine özgü öyküsünün olabileceği gibi. Ama Thomas’ın bir tane maçı var ki basketbolun parkelerde oynanan bir oyundan çok daha fazlası olduğunu hatırlattı.

Geçen sezon Celtics ve Chicago Bulls maçında oynanan oyundan çok maçın arkasındaki hikayeydi. Binlerce kişinin ortak üzüntüye şahitlik yapacaktı. Chyna Thomas, abisinin o gün maça çıkmadan önce trafik kazası sonucu hayatını kaybetmişti. Büyük hüzünle Isaiah’ın o gün maça çıkmayacağı düşünen herkes  “bugün Cyhna maçta oynamamı isteyeceğini düşünerek buradayım” ağzından dökülen her kelime duygusal anlara ve seyirciyi biraz daha içine alıyordu.

O günkü muhteşem performansı sonucu maçı kazanacaklardı. Sadece kazanılan bu değildi elbet. Daha da nasıl dik duracağını öğretiyordu.

Bu sezon itibariyle Cleveland Cavaliers takımına dahil olarak gerçekten de tek ihtiyacının istenmek ve ciddi alınmak olduğunu açıkça anlatıyor. Thomas bunu kendi ağzından çok iyi anlatıyor. “Bu oyunu en iyi oynayan en kısa oyuncu olmak istiyorum.” Ve bu ona çoktan hazır, iyi biliyoruz.