27 Ağustos 2021 Cuma

Sancho United

“Her zaman kendimden daha büyük çocuklarla oynardım ve bu özgüvenimi kazanmamı sağlardı. Bu yüzden herkesten çok çalışırsam kendimi daha çok ön plana çıkarabileceğimi düşündüm.” Bunları söyletecek kadar haklı çıkartan Manchester United, son iki sezondur amiyane tabirle Jadon Sancho’nun peşinden koşmasını merakla takip ederken, mutlu sona ulaşıldı.
Jadon Sancho, henüz 21 yaşında ve dünyanın en çok umut vadeden oyuncuları arasında. Dortmund gibi Avrupa’nın gelişim gösteren kulüplerinden birinde kendini geliştirip, ilk 11’de forma giyerken, aynı zamanda da İngiltere Milli Takımı’nın milenyum çağında doğan ilk oyuncusu… Borussia Dortmund’un onun için biçtiği değer şimdiden 100 milyon euro. Aslında Manchester United boşuna peşini kovalamamış diyorsunuz.

Londra’nın güneyindeki bir sahanın müdürlüğünü yaparken altı yaşındaki Jadon’ı keşfeden Norman Dawkins. “Her zaman onu takip eden çocuklar olurdu. Kendi başına koşuya çıkardı ve çocuklar hemen onun peşine takılırlardı!” Norman çocuklar için yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinin yanı sıra bir futbol antrenörüydü. Alt yaş gruplarındaki turnuvalar başladığında da Sancho’yu da çağırırdı. Ama Sancho’nun yanı sıra başka bir gizli silahı daha vardı. Korkusuz bir tarafı olması onun daha da zorlu rakip haline evrilmesiyle olacaktı.
Bu noktada Sancho çoktan Watford’da dikkatleri üzerine çekmişti. Orada, belki de, profesyonel antrenörlükten ve ailesinden uzakta yaşamaktan fayda sağladı.

Yaşından büyük numaralara sahip Sancho, 8 yaşında ilk gençlik kontratını imzalayana kadar kendi yaş grubu ile beraber birkaç sene idmanlarına devam etti. Kulübün altyapı antrenörü Dave Godley, bu yetenekten Arsenal ve Chelsea gibi büyük kulüplerin haberdar olmasından dolayı çok endişeliydi. Bu yüzden Jadon ve ailesini tren istasyonundan alarak tesislere bizzat kendisi götürürdü.
Jadon’ın diğer çocuklara göre çok daha teknik bir oyuncu olduğu fakat yerel futbol seviyesinde tecrübesiz kalması bir dezavantajdı. Fakat, onun için sorun bile değildi. O döneme kadar bir takımda futbol oynamamıştı, sokaklarda futbol oynamıştı. Şüphesiz doğal bir yeteneği vardı ve burada çok sıkı çalıştı, sürekli futbol topuyla birlikteydi. Sanki sürekli ayağında topla cambazlık yapıyordu ve böylece teknik anlamda çok iyi bir isim oldu.


Sancho her zaman Ronaldinho gibi olmak istemişti fakat bunun doğal yetenekle bir ilgisi yok. Maradona’ya bakıp ‘O futbolcu olmak için doğmuş’ diyenler var ama hakkındaki belgeselleri izlediğiniz zaman, kendini geliştirmek için sürekli futbol oynadığını görüyorsunuz. Ayağında sürekli top var. Jadon gibi.
Atletik, fiziksel ve mental anlamda ona çok yardımcı olan özelliklerle doğdu elbette. Ama nihayetinde bunları sürekli çalışarak, insanlara bacak arası çalım atarak, antrenmanlarda herkesi karşısına alarak çok geliştirdi. Sancho’nun futbol eğitimi sadece Watford günleriyle de sınırlı değildi. Birçok genç turnuvalarında yer aldı, sokaklarda oynamaya devam etti. Futbol altyapısında şüphesiz bunların da etkisi var.

Sancho’nun çok fazla cesaretlendirilmeye ihtiyacı yok. Yetenekleri hiçbir zaman sorgulanmamasına rağmen mental özellikleri de onunla beraber çalışanların hemen gözüne çarpıyor. Onu diğerlerinden ayıran iki özellik var. Birincisi yeteneklerine olan güveni, ikincisi ise korkusuzluk. Jadon Sancho oynadığı ilk dönemlerde çok fazla dikkat çektiği için Godley ve meslektaşları tarafından bazen daha büyük yaş gruplarında oynatılır ya da kendi bölgesinde oynatılmazdı. İngiltere’nin en büyük kulüplerine karşı çok dikkat çekmesi istenmiyordu.
Sancho 14 yaşına geldiğinde £66,000 karşılığında Manchester City’ye transfer oldu. Kalite…Buradaki ilk senesinden sonra yeteneğiyle herkesi etkiledi ve sonraki sezon takımın başına gelen Pep Guardiola’yı da etkilemişti.

Sancho Borussia Dortmund takımında parladı. 2017’de U17 Dünya Kupası’nı kazanan İngiltere Milli Takımı’nın önemli oyuncularından biriydi, ve sonrasında ise Bundesliga’nın en dikkat çeken ismi oldu. Dört sezonluk Dortmund kariyer okulundan mezun olurken, gururluydu. Ama hiçbir zaman gelişimi için durmadı. Şimdi ise Manchester United için parlayacak.
Sancho hedeflerinden birinin de Altın Top ödülünü kazanmak, bu şekilde gelişmeye devam ederse çok yakında bu ihtimali de konuşuyor olabiliriz.

19 Ağustos 2021 Perşembe

Torres'in Kulesi

Son yıllarda hakkını teslim etmediğimiz voleybolun araştırmasına daldıkça konu derinleşti. Ve kendimi Türk topraklarından çıkıp, Havana’nın geleneksel moduna bıraktım. Aslında tam olarak da öyle olmadı.
Başat sporlardan voleybol, 2000’lerin ikinci yarısıyla beraber, özellikle de bu sporun NBA’i sayılan Pallavolo Serie A yani İtalya Ligi’nin ülkedeki ekonomik krize istinaden çökmesi sonrasında hızla kan kaybederken Türkiye yeni düzenin en kilit aktörlerinden oluverdi. Hatta o kadar ileri taşıdı ki kendini İtalya’ya oyuncu ihraç etmek şanındandır. Geride kalan Tokyo Olimpiyatlar ekseninde, yönetsel omurgaların hatalarını, çağa ayak uydurmak için yapılabilecekleri ve ligdeki devasa yatırıma rağmen isteneni veremeyen Filenin Sultanları’na hakkını teslim etmeye başladık. Sonra, aynı bizim gibi hakkını vermeyen kaç ülke olabilir ki derken…

Çok küçük yaşlarda voleybola profesyonel olarak başlayan Regla Torres; Küba’dan gizli kalmış ama dünyaya adını duyurmuş bir isimdi. Şayet Küba’nın şimdilerde de bu spor özelinde ne kadar sıkı bir rakip olduğunun ispatı adeta.
Regla Torres, zaman mefhumunu yitirmiş şampiyonlukları, başardıkları ve bu yolda başaramadıklarını dünyaya fırlatılmışlığımızın hikâyesini anlatmaya devam ediyor. Ve bunu filenin tam önünde sergilemekten hiç de geri durmadı. “Torres” İspanyolca’da “Kule” anlamına gelmekle beraber; Torres’in ailesinden aldığı en önemli özelliğini profesyonel hayatında file üstünde kurduğu ve kuleyi anımsatan bloklarıyla tanıştıması ile olacaktı.

Voleybola daha 8 yaşındayken Havana’da Empeza Jugar adlı bir spor okulunda başlayan Torres, 14 yaşındayken Küba Yıldız Milli Takımı ile uluslararası turnuvalarda boy göstermeye başladı. 1990 yılında Seattle’da düzenlenen İyi Niyet Oyunları’nda ve Dünya Şampiyonası’na Küba Milli Takımı ile katıldı. Daha 16 yaşındayken Pan Amerika Oyunları ve Dünya Kupası’nda Küba Milli Takımı ile altın madalyaya uzandı. Bu arada olimpiyatlar tarihinde altın madalya kazanan en genç unvanını da almayı ihmal etmedi. 1.91 boyundaki orta oyuncu genç yaşında voleybolunu her gün geliştirmeye devam etti ve Küba Milli Takımı’nın dünya voleybolunda yıllarca zirvede kalmasında büyük pay sahibi oldu. Torres’in en bilinen özelliği ise 3,3 metreye sıçrayabilmesi.



Küba’nın şampiyon olduğu, Torres’in “En Değerli Oyuncu” seçildiği ve “En İyi Manşet” ödülünü aldığı 1993 Dünya Grand Prix turnuvası, Küba ve Torres’in üst üste kazanacağı başarıların sadece bir başlangıcı oldu. Bu ödülleri 1994 Dünya Grand Prix turnuvasında gümüş, 1994 Dünya Şampiyonası’nda finalde Brezilya’yı 3-0 yenerek aldıkları altın madalya izlerken her 4 yılda bir düzenlenen bu değerli turnuvada “En İyi Blokör” ödülünü aldı ve yine “En Değerli Oyuncu” seçildi. Takımın o zamanki lideri olarak gösterilen Torres’in takım arkadaşı Mireya Luis’e gitmesi beklenen bu MVP ödülü şampiyonanın tüm istatistiklerinde zirvede yer alan Torres’e gidince dünya voleybol otoritelerinin tüm dikkati sahalarda yeni yeni doğan 19 yaşındaki bu yıldıza yöneldi. Haklı olarak!

Artık Regla Torres, hem sahadaki mücadele azmi hem dikkat çekici güzelliği hem de ortaya koyduğu oyunun etkisiyle FIVB tarafından tüm tanıtım filmlerinde oynatılmaya başlandı. FIVB’nin amacı Torres’i bir kamu figürü haline getirerek voleybolu izleyen seyirci kitlesini artırmaktı.
1995’te gelen Dünya Kupası altın madalyasından sonra Torres için altın madalya yolu 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda o kadar kolay olmayacaktı. Lakin yine de Torres üst üste ikinci altın madalyasına kavuşması imkansız olmayacaktı.
Hem hücumda etkiliydi hem dünyanın en blokörlerinden biri olarak anılıyordu ama belki de onu tüm orta oyuncularından ayıran en önemli özelliği arka alanda özellikle blok üstünden gelen toplara müthiş bir defans yapabilmesiydi.

1996, 98 ve milenyum derken şampiyonluklar birbirini kovaladı. Ve “Kule” Torres’in daha sonra dizinden talihsiz bir sakatlık geçirdi ve bir süre voleybola ara vermek zorunda kaldı. Açıkcası eskisi gibi de olamadı. Ama adına Montrö’de heykellerin yapılmasına, “Yüzyılın Oyuncusu” olarak anılmasını da hafızalardaki oyunuyla ve heykeliyle yaklaşık 15 yıllık voleybol kariyerinde elde ettiği başarılarla bir yüzyıla damgasını vurmuş ve voleybolun kulesi olarak tarihte kendine en şerefli podyumu bulmuş gibi gözüküyor.

12 Ağustos 2021 Perşembe

Sınır, Gökyüzü

20 yaşındaki Venezuelalı üç adım atlamacı atlet. Madrid'te 14.69 m atlayarak yılın en iyi derecesini yaptı, diyerek manşetler attığımız Yulimar Rojas için artık daha büyük puntolu manşet atmamız boynumuzun borcu. Esasında her şey 2016 Rio’daki olimpiyatlarda kadınlar 3 adım atlama finalinde, 14.98 m'lik atlayışı ile gümüş madalya kazanarak başlatacaktı. Üstelik rakiplerine nazaran henüz pek de adı sanı duyulmayan ama gelecek vadeden bir yetenek olarak bakılan atletten ötesi değildi.
Lakin Rojas için gökyüzü, uçsuz bucaksız bir vahaydı. Daha ötesine, biraz daha ötesine “merakı” ve azmi ile getirdi kendisini buralara.

Venezuela'nın kenar mahallelerinde büyüyen bir çocuk olan Yulimar Rojas'ın atletik hüneri herkesin görebileceği kadar açıktı. Ama Güney Amerika koşullarını olabildiğince zorlamak pek de kolay olmayacaktı.
Atletizme dönmeden önce çeşitli sporlar yaptı, hemen hemen olimpiyatlarda var olan tüm disiplinlerde şansını denedi. Elbet sonunda bulacaktı, o sıçramayı. Mütevazı başlangıçlarından yılmayan 25 yaşındaki pembe saçlı yetenek, bugün toplumunun gururu ve ekonomik krize batmış bir ülkede yoksulluk çeken diğer gençler için bir umut sembolü. Ailesi ve eski teknik direktörü tarafından açıklanan go-getter tavrının bir örneği olan Rojas, Oyunlar öncesinde "Sınır gökyüzüdür," dedi.

Karakas'ta doğan Rojas, Venezuella sahil kasabası Puerto la Cruz'un dışındaki küçük tuğla ve çinko evlerin yoksul bir mahallesi olan Pozuelos'ta büyüdü. 51 yaşındaki annesi Yulecsi Rodriguez, uzun uzuvlu şampiyonun ortaya çıkmasına neden olan yakın zamanda mahalleye yaptığı bir ziyarette, "Yuli'yi pek çok sorunla dolu mütevazi bir evrende büyüttük" dedi.
Rojas, bir çocukken, evlerinin dışında bir kayaya karşı sürekli bir softbol sektiriyordu. Güçlü bacakların bir geçmişi olmalıydı. Bu kaya, Rojas'ın büyüdüğü, zamanla elementler tarafından parçalanan cılız evden geriye kalan tek şey. Rojas, çocukken, eski antrenörü Jesus Velasquez'in kendisinin ve diğer genç sporcuların bir hünnap ağacının gölgesindeki atlama çukurunu kazmaya yardım ettiğini söylediği evden bir taş atımı uzaklıktaki Salvador de la Plaza kompleksinde spor yapardı.



Küçüklüğünden beri her şeyde iyiydi: kickball (ayaklarla oynanan bir beyzbol türü), softbol, ​​basketbol, ​​​​futbol onun spor aşkı. Yol ayrımı geldiğinde Daha sonra dikkatini atletizme çevirdiğinde, sprintte, tercih yapması hiç de basit olmayacaktı. Mükemmelleşti, ancak yüksek atlama için özel bir yetenek gösterdi. 2014 Güney Amerika Oyunlarında bu disiplinde altın madalya kazandı, ancak aynı yıl üç adım atlamaya geçti. Hikayesi de bir o kadar basitti.
"Bir gün, üçlü atlamada bazı gençlere koçluk yapıyordum, çıktı, onlarla sohbet etmeye başladı ve 'Bahse girerim seni yenebilirim' dedi. Aynı şekilde atladı ... 12 metre," dedi Velasquez - ilk deneme için dudak uçuklatan bir başarı. Disiplin değiştirme kararıyla deli olmanın haleti ruhiyesiydi.

Rojas, "İyi bir çılgınlıktı... Üç adım atlamaya aşık oldum. Hayatımın en iyi kararıydı," demesinin ardından, Olimpiyat rekoru sahibi olmadan önce 2017 ve 2019'da iki kez dünya şampiyonu oldu.
Onu tanıyanlar, bunun yalnızca ham yetenek meselesi olmadığını söylüyor. Her zaman bir ötesini daha bir sıçrama daha ve bir tane daha diyerek çıktı madalya kürsüsüne.
Tokyo'daki altıncı ve son atlayışında 15.67 metrelik bir dünya rekoru kırdı ve 1995 yılında Ukraynalı Inessa Kravets tarafından belirlenen 15.50 metrelik bir önceki en iyi atlayışı kırdı. Bu Tokyo Olimpiyatları atletizm programının ilk dünya rekoruydu.

Başka uzun atlama severlere biraz olsun fikir ve ilham verebilmiş olmasını umuyor Rojas. Neler başarabileceğini düşünerek hayıflanmaktansa yaşarken ortaya koyduklarının keyfini çıkarmak, sanırım yapmanız gereken şey bu. Rojas'ta dilediğince deneyebildiği sporları denemiş, ve bunu sınırlı gökyüzüne sıdırmış... En azından şimdilik.

5 Ağustos 2021 Perşembe

Tony Hawk Temel Taşı

Temmuz ayı illa sıcakla, yaz ayının alevi ile gelmez, tam olarak bunlarla gelir. Temmuz ayının geldiğini anlamanın çeşitli yolları var. Bunu kendinize bakarak da anlayabilirsiniz. Kan, ter, gözyaşı kelimelerini fazla kullanmaktan, geceleri televizyonun en saçma programlarına yakalanmaktan, tüm haber kanallarının spiker kadrolarını ezberlemekten, günlük hayatınızda soğuk su ve bir iki dal sallanması triplerine girmekten kendinizi alamazsınız. Temmuz ayı illa sıcakla, yaz ayının alevi ile gelmez, tam olarak bunlarla gelir.
Bir de bir klişeyi kullanmaktan hiç bıkmazsınız. Sakin olun, daha Tokyo 2020’nin başlamasına çok var. Aslında çok yok. Hatta çattı geldi. Bazen klişeler güzeldir, bazen klişeleri kullanmak güzeldir.

Japonya’da bir bayram havası var diyemeyiz. Sebebi malum! Olimpiyatlar başlamalı mı, ertelenmeli mi derken bir diğer tartışma konusu bazı “sporların” dahil edilip edilmemesi konusunda büyük polemikler vardı. Esasında bitmiş gibi de durmuyor. Beyzbol, softbol, sörf, kaykay ve evet karate. Yanlış duymadınız karate de olimpiyatların içinde yer almayan bir spor olması şaşırtıcı. Ama bunların içinde en sürprizi kaykay! Bu sporu sıra dışı yapan özelliklerden biri hemen hemen her yaş grubunun aynı anda rakip olabilecekleri mümkün. 15 yaşındaki ile 45 yaşındaki sporcuyu aynı kürsüde görmek olası durumlardan…

Kaykay spor olarak kabul edilmeden epey önce parklarda kaldırımlarda veya merdivenler de çocukların, gençlerin yaptığı “deli dolu” hareketler olarak tanımlanmanın ötesine geçmiyordu. Lakin kulaktan kulağa dolaşan hareketler silsilesini spora dönüştürmeyi başaran şüphesiz Tony Hawk’tı. Bu vesile ile kaykayı yeniden icat eden Hawk, kendi markasını yaratarak bir adım öteye geçti. Kaykayını da beraberinde götürdü. Hawk, bugün belki olimpiyat’ta yarışamayacak olsa da başarısından gurur duyduğunu biliyoruz.
Hem belki bu vesile ile ilham aldığı Tokyo’dan yeni kaykay üretimine başlar. Bunu bilemeyiz ama 1982’de profesyonel olarak başladığı sporun yıllar yıllar sonra olimpik spora evrilmesi gurur tablosuna denk düşüyor olabilir.


Çocukken bile başarısızlığa sabrı çok az olan Hawk, 9 yaşında kaykay yapmaya başladı. 11 yaşında yarışmalara girmeye başladı ve yaratıcılığı ve cesaretiyle anlık bir izlenim bıraktı. Ailesi yeni hobisini destekliyordu ve daha sonra spora meşruiyet sağlamaya yardımcı olmak için California Amatör Kaykay Ligi ve Ulusal Kaykay Derneği'ni düzenlediler.
Hawk başarılı bir sokak patencisi olmasına rağmen, ünü "vert" (dikey) patenci olarak becerilerine dayanıyordu. 1980'lerde ve 90'larda kaykay yarışmalarına monarşisini kurmuştu. 73 şampiyonluk kazandı ve 1984'ten 1996'ya kadar her yıl en iyi vert patenci seçildi. Ayrıca ollie-to-Indy, jimnastikçi tesisi, frontside 540-rodeo flip ve Saran wrap dahil olmak üzere düzinelerce hareket icat etti. 1990'ların başında Hawk, bir kaykay ve aksesuar üreticisi olan Birdhouse'u ve bir kaykay ürünleri distribütörü olan Blitz'i kurdu. Şirketler başarılı oldu ve kısa süre sonra diğer girişimlere dahil oldu.

1998'de ailesi ile birlikte Hawk Clothing adlı bir çocuk paten kıyafeti yarattı ve aynı yıl yazılım şirketi Activision ile kaykay temalı bir video oyunu geliştirmek için bir anlaşma yaptı .Tony Hawk's Pro Skater 1999'da piyasaya çıktı ve sonra 1 milyar dolardan fazla satış oluşturarak onu tüm zamanların en başarılı video oyunları arasında yer almasını sağladı. Tony Hawk, Inc., Hawk'un tüm girişimlerini denetlemek için kuruldu.
1999'da yarışmadan emekli olmasına rağmen, sporu ve ürünlerini tanıtmada aktif kaldı. 2002'de koreograflı kaykaycılar, BMX bisikletçileri, motosiklet dublörleri ve popüler punk gruplarının gezici gösterisi olan Tony Hawk'un Boom Boom HuckJam'ini yarattı. O yıl Tony Hawk Vakfı, düşük gelirli mahallelerde paten parklarının geliştirilmesine yardımcı olmak için kuruldu.

Amerikan spor medyası; kariyer ön görme işlerine bayılır ve bunu, siteler-yazarlar arası ciddi bir rekabet haline getirmeleri de en az birkaç sene geriye giden, mazisi olan bir olaydır. Ancak Tony Hawk’ı epey geç fark ettiler, onu görmezdn geldiler ama Hawk’ın pek de umrunda olduğu söylenemez. O bildiği işi yaptı, yapmaya da devam ediyor. Şimdilerde Tokyo’da kaykaydan bahsediyorsak temelini tamamen Tony Hawk’ın attığını söylemek mübalağa olmaz. Hatta gerçeğin ta kendisi olur.