1 Ağustos 2019 Perşembe

Bir Sandviç Meselesi


“Büyük orta saha oyuncuları genellikle sanatçıların karakterlerini taşırlar. Xavi, şüphesiz ki Monet’ydi. Kısa, kusursuz ve tek bir tanesinin dahi boşa gitmediği fırça darbeleri. Zinedine Zidane, Caravaggio. Göz alıcı bir parlaklık ve yıkıcı bir karanlık; sarsılmaz bir duruş ve ölüm saçan bir arzu.” Aslında her futbolcunun mutlaka bir sanatçı yanı var şüphesiz. Tabi olaylara bakış açınızı da değiştirmek koşuluyla. Futbol denildiğinde akıllara gelen ilk ülkelerden sambanın has yeri Brezilya olacaktı.

Gabriel Fernando de Jesus 3 Nisan 1997'de dünyaya geldi. Sao Paulo'nun Jardim Peri bölgesinde dünyaya gelen Jesus'un yaşadığı yerde suç kol geziyordu. Birkaç kez polisle başı derde giren Jesus sokaklarda top koşturuyordu. Jesus’un yaşadığı bölgedeki bir vakıf takımını çalıştıran Mame'de genç futbolcuyu keşfetti ve bir sandviç karşılığında onu kendi kulübüne transfer etti. İşte bütün mesele bu.
Bir sandviçe tav olmak!

Brezilya'da futbol fakir ailelerin umududur. Gabriel Jesus ve ailesi için de futbol her şeyden önce geliyordu. Çünkü oğulları iyi bir futbolcu olur hele bir de Avrupa'ya transfer olursa; kurtuluşu olacaktı.
Jesus şimdilerde Manchester City forması giyse de onun ilk yılları hiç kolay geçmedi. Antrenman sahasına gitmek için para bulamayan Jesus dile kolay tam 6 sene her gün bir buçuk saat yürüdü. Kimi zaman çok yoruldu ama asla vazgeçmedi. Çok çalıştı ve ismini duyurmayı başardı.



Ailesine son derece düşkün olan Jesus bu nedenle yaşadıkları yere yakın olan Palmeiras'ın teklifini kabul etti ve iki yıl boyunca alt yapıda top koşturdu. A Takıma yükseldikten kısa bir süre sonra genç yetenek, teknik direktör Guardiola'nın dikkatini çekti. Jesus, Palmeiras'tan Manchester City'ye 32 milyon Euro'luk bonservisle transfer oldu.
Oğlunun transferinin ardından Jesus'un annesi evlere temizliğe gitmemeye başladı. Küçük Jesus tahmin edildiği gibi ailesinin umudu, ekmeği oldu.

İngiliz ekibine transfer olduktan sonra Jesus, 8 yaşındayken bir sandviç karşılığında imza attığı takımı ziyaret etti. Genç futbolcu vakıf takımında oynayan futbolculara para ve giyecek yardımında bulundu.
Dünyaca ünlü Brezilyalı eski futbolcu Ronaldo, Jesus'u kendi sitiline benzetiyor ve onun gelecekte büyük işlere imza atacağını vurguluyor.
Ronaldo'nun iltifatları nedeniyle yüzünün güldüğünü dile getiren Jesus, "Müthiş bir duyguydu. Onu ve Ronaldinho’yu izleyerek büyümüş biri olarak ne kadar mutlu olduğumu tahmin edersiniz. Ronaldo’yu hem televizyonda izledim, hem de internetten eski maçlarını indirdim ve artık onunla görüşüp oyunum hakkında tavsiyelerini dinleme ayrıcalığım var. Bana sürekli kendimi nasıl geliştirebileceğimi anlatıyor, ben de her kelimesini dikkatle dinliyorum. Benim için sarf ettiği övgülere layık olabilmek için elimden geleni yapıyorum"

Azmi ve yeteneği sanki bu iki olgu yüzyıllardır birlikteymiş gibi yedirir birbirine. Bunu yapabilmesinin en büyük sebebi ise çocukluğundaki anıların metafiziğidir. Karakteri, olayları ve hayatının geri kalan tüm unsurları hem ayrı ayrı, hem de bir bütün olarak kendisidir. Jesus’un aldığı o sandviç ne anlatmak istiyorsa özünden hiçbir taviz vermeden tüm samimiyetiyle anlatısına devam eden yol arkadaşıydı sadece. Sizce Jesus hangi sanatçıya benzer?

23 Temmuz 2019 Salı

Sıradışı Kadın ve Onun Futbolu


“Ona tapıyordum. Brian sol kanatta oynuyordu, ben de sol kanatta oynamaya başladım. O, 7 numaralı formayı giyiyordu, ben de 7 numara giymeye başladım. Saçımı bile onun gibi tıraş ettiriyordum." Megan Rapinoe abisi hakkında bunları söylemekle kalmayacak, yeşil sahalarda bizzat uygulayacaktı.
Elbette bu hikâyenin bir de başlangıcı var. Noktaları geriye doğru birleştirmek için Kuzey Kaliforniya’ya uzanmak gerekiyor.

Seattle Reign’in orta sahası Rapinoe, üniversite yıllarına kadar beş kardeşiyle, doğayla ve sporla iç içe bir hayat sürdü. Daha sonra futbol kariyerinin ilk büyük adımlarını 2005 yılında Portland’da okurken Kolej Ligi’ni kazanarak atacaktı. Bu süreç zarfında, hislerini ve düşüncelerini somut bir dünya görüşüne oturtmasında ve sporun tarih boyunca örtülü kalan bir penceresinden sesini yükseltmeye başlamasında aldığı sosyoloji ve siyaset bilimi eğitimi şüphesiz bir ilham kaynağı olacaktı.

2016 yılında dört takım arkadaşıyla birlikte erkek meslektaşlarıyla aralarındaki maaş eşitsizliğini gerekçe göstererek ABD Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu’na (Equal Employment Opportunity Commission) bir dilekçe vermişti.
Futbol Federasyonunun 2015 finansal raporunun verilerine göre 2015 Dünya Kupası’nı kazanan kadın futbolcular federasyona erkeklerden 20 milyon dolar daha fazla gelir sağlarken bunun karşılığında elde ettikleri kazanç erkeklerinkinin dörtte biri kadardı. 




Bir başka tenis efsanesi Serena Williams ise Rapinoe ve yoldaşlarının hareketinin bir kıvılcım olabileceğini düşünüyor: “Ücretler arasında saçma bir fark var. Bu bir savaş, bir mücadele. Sanırım her spor dalında bir noktada birilerinin öncülük etmesi gerekiyor. Belki futbol için de bunun zamanı gelmiştir.”
Amerika’da kadınların sesi epey yükselmişken, başarı naraları da bir o kadar dünyayı sarmış durumda. Art arda FIFA Kadınlar Dünya Kupası'nda zafere ABD ulaşırken, takımın 34 yaşındaki yıldızı Megan Rapinoe finale de damgasını vurdu. ABD'nin üst üste ikinci, toplamda dördüncü Dünya Kupası zaferinin mimarlarından olan Rapinoe ödüle boğulan başrolü!

Rapinoe, beyaz ve eşcinsel bir kadın sporcu olarak sıradışı bir tip olduğunun farkında. Lakin ‘özgür ruh’ kendi yolunda ilerliyor ve yeterince kadın olup olmadığını ispat etmesini bekleyenlere inat, basketbol yıldızı kız arkadaşı Sue Bird ile ESPN’in ‘Body Issue’ ekine çıplak poz verebiliyor. Ulusal marş esnasında tek dizi üstüne çökerek, Colin Kaepernick’in başlattığı protestoya eşlik ediyor. 2011 Dünya Kupası’nda Kolombiya’ya attığı golü tüm stada dinlettiği Born in the USA serenadıyla kutluyor. Bir şeyden daha emin olabilirsiniz, o kesinlikle ‘ikinci sınıf dünya şampiyonu’ olmayı kabul etmeyecek.

Şu aralarda son aldığı Dünya Şampiyonluğu kutlaması sizi aldatmasınçünkü mücadelesi artık daha da güçlendi. Megan Rapione; yani bizim bildiğimiz tavrıyla sıradışı kadın ve onun futbolu…

9 Temmuz 2019 Salı

Bisiklette Bazı Meseleler


Kendimi bildim bileli spor hayatımın her yerinde. İzledim, oynadım, uğraştım. İçine girdikçe güzelliklerinin kaybolduğunu görmüşlüğümde oldu zira aksi durumu da… Artık içine girmeye gerek yok, Twitter kafi, orada gördüklerinizle bile nefret edebilirsiniz. Hele Türkiye’de yaşıyorsanız, her yönetici, her federasyon başkanı rahatlıkla sinirinizi bozup tepenize çıkarabilir. Bir de şu Avrupa’nın geneline yayılmış bisiklet kültürünü görüp sinir katsayınız farklı boyutlara da erebilir. Seçim sizin! Ben mi? Atladım bisikletime çektim Sarıyer sahiline ve kendimi tarih yazmış kadın bisikletçileri araştırırken buldum. Sizi önden alalım.

Öncelikle cümleye bilim insanı, Bill Nye’nın sözüyle; "Bisiklet geleceğin önemli bir parçası. Olmak zorunda. Spor yapmak için spor salonuna arabayla giden toplumda bir yanlışlık var." Yakın tarihli bir örnek ile başlayalım. Downhill dağ bisikleti ile ilgili katıldığı tüm turnuvaları toz duman eden Rachel Atherton listemizin başında.
Rachel kariyeri boyunca UCI Dünya Kupası’nı domine etti ve şu an yaşayan en büyük ve en hızlı dağ bisikletçisi olarak biliniyor. Hatta birçok kişiye göre Rachel, erkekler UCI Dünya Kupası’nda da yarışsa rüştünü ispat edip ilk üç içine girebilir.

Haziran 2008'de Atherton, Elite UCI Downhill Dünya Şampiyonası'nı kazanan ilk İngiliz kadın oldu ve ikinciliği Sabrina Jonnier'i finalde 11.99 saniye geçerek mağlup etti.
Son olarak geçtiğimiz yıl sıfır yenilgi ile yeniden UCI Dünya Kupası’nı kazanan 29 yaşındaki Rachel Atherton bakalım unvanını daha ne kadar uzun süre koruyacak?
Gelecek epey aydınlık görünse de bu işin mutfağını da yadsımamalıyız. Şöyle 80’lere doğru keskin bir geçiş yapsak mesela ilk aklınıza kim bilir?



Marianne Martin 80’lerin en tartışmalı ve en popüler bisikletçilerinden biriydi. Amerikalı bisikletçi “Kadınlar İçin Tour de France” olarak bilinen ve ilk olarak 1984’te düzenlenen La Grande Boucle féminine’de yarışmış ve bu organizasyonun ilk şampiyonu olmuştu.
Kariyerinde birçok zorluk ve hastalıkla mücadele etmesine rağmen ve bu sebeple çoğu zaman tartışmaların ya da soru işaretlerinin altında olması şöyle dursun, olağanüstü performanslar vermiş ve özellikle dillere destan antrenman disipliniyle başarıya ulaşmıştı.

La Grande Boucle féminine zaferi ve o zaferin nasıl geldiği üzerine yazılmış kitap ve birçok makale de var. Kadınlar gerçekten de ilham vermeye, zoru kolaymış gibi gösterme de daha estetik bir bakış yakalıyorlar. Birçok spor dalında esamesi okunması için hep zorlu yolları aşındırdılar lakin yine de istedikleri konumdalar mı yıllardır tartışma konusu.

Nereden bakarsanız bakın, bunlar bir başarı hikayesi. Her şeyin pazarlamadan geçtiği bir dönemlerde, onlar da oyunu kurallarına göre oynayıp isim yapıyorlar. Peki ileride nasıl hatırlanacaklar?
Mesele dönüp dolaşıp ünlü bir Amerikan Bilim insanının sözüne geliyor. Tanıyacaksınız, Bill Nye "Bisiklet geleceğin önemli bir parçası. Olmak zorunda. Spor yapmak için spor salonuna arabayla giden toplumda bir yanlışlık var." Peki sizce mesele nedir?


4 Temmuz 2019 Perşembe

Çok Uzaklardan Ash’in Hikayesi


46 rakamı… Kimilerine 46 km uzaklığı ya da bir çocuğun boyunun uzunluğu… Kimilerine göre ise 50’ye ramak kalmış bir yaşı ifade edebilir. Ancak bazısı için hasrettir, bekleyiştir ya da umut. Adını siz koyun! 2019 Roland Garros şampiyonu ise 46 yıl aradan sonra ilk defa bir Avustralyalı sporcu olacaktı: Ashleigh Barty. Roland Garros turnuvasını 1962 yılında ilk kazanan Avustralyalı sporcu Margaret Court kapanışı da 1973 yılında yapmış ve o yıldan sonra hiçbir Avustralyalı şampiyonluk kupasına uzanamamıştı.

1979’da Wendy Turnbull ve 2010’da Samantha Stosur ile final oynasalar da Avustralyalı sporcuların Roland Garros karnesi epey zayıf olarak tarihe not düşülecekti. Üstelik bir Grand Slam ülkesinin bu denli geriden takip eden ve yeni isimler piyasaya sürer tavrı söz konusuyken…
Peki Ashleigh (Ash) bu coğrafyanın neresinde konuşlanmış durumda? Aslında ilk diktiği şüphesiz çim kortların “Kraliçesi” junior kategorisinde teklerde 2011 Wimbledon şampiyonu olarak ileride kendisine büyük işlerin sorumluluğu almış olacaktı.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Barty gibi sporcular ‘doğuştan yeteneklerini disiplinli ve doğru çalışma’ ile birleştirerek zirveye çıkan özel sporculardır. Her eline raket alan çocuktan bir özel sporcu çıkarma imkânı olmadığını biz henüz yeni yeni öğreniyoruz. Bu özel çocukları bulup çıkaracak, özel modellerde çalıştırıp destekleyecek federasyon ve yöneticileri olması da cabası.
4 yaşındaki Ash korta ilk kez çıktığında antrenörü, "Bu yaştaki bir çocuk için inanılmaz el-göz koordinasyonu vardı, daha ilk attığım topa müthiş bir vuruş yaptı, hem de doğru zamanlama ve büyük bir güçle" diye yazacaktı.




Ash’in yeteneğinden şüphe duymaksızın fiziksel gelişim konusunda ağırlık veren, hocası Jim Joyce gelişimine bakarak kızın boyunun fazla uzamayacağını tespit eder ve hemen ona uygun bir oyun tarzı geliştirirler. Ayakları hızlıdır, servis-vole oyununa adapte eder. Etkili bir ilk servis, tek el slice backhand ve file oyunu kızların tercih etmediği bir taktiktir; bu da Barty'nin en iyi bildiği oyun haline gelir.
Ne yazık ki her şey bu kadar “basitmiş” gibi gözükse de zorlu yolculuklar çok küçük yaşta tanışması belki de işini kolaylaştırmış mıydı?

13 yaşında uluslararası turnuvalar oynamak üzere seçilir. İlk turnuvasını Avrupa'da oynayacaktı. Çok zor günler geçirecek ve hemen her akşam annesini arayıp ağlayacaktı….
Sık sık depresyona girmeye başlar, iki yıl doktor kontrolünde kalır, obsesif ve kompulsif bozukluklar göstermeye başlar. Performansı düşer. Dünyanın en iyi junior sporcusu artık yoktur. 2015 yılında artık takım sporları vardır Barty'nin hayatında. Kriket takımına yazılır ve tenisten gelen yeteneğini orada da konuşturmaya başlar. Takımının şampiyonluğunda büyük katkısı olur. Artık bir kriketçidir, tenis raketi bile yoktur, tenis maçı bile izlemez. Kriketle dolu 18 ay geçer.

Bir gün partneri Casey Dellacqua ile karşılaşır Barty. Casey kendi raketlerinden birini verir ve akşam kortlarda kimse yokken Barty'i korta sokar.
"İşte bu benim, yapmam gereken spor bu!" der Barty. Döndüğünde WTA sıralaması 600 dışındayken birinci yılın sonunda 50'lere gelecektir. Sonrası malum, Roland Garros şampiyonluğu.
İşte onun başarısının püf noktası, aslında çoğu tenisçinin; "Bu bir sır değil aslında. Benim bütün silahlarımı rakiplerim bilir. Önemli olan bu silahları rakibinden daha iyi kullanabilmek."

28 Haziran 2019 Cuma

İlham Kaynağı

Ne kadar da hızlı ve gelişen bir dünyadayız. Hiç düşünmeye fırsatınız oldu mu? Teknoloji mesela, neredeyse anlık değişime uğruyor. Tam yeni bir uygulamanın peşindeyken tak bir güncelleme tüm bilgiler sil baştan. Peki sadece değişime uğrayan ya da “uğraması gereken” teknoloji mi olmalı! 
Peki öyleyse birkaç haftadır, FIFA Kadınlar Dünya Kupası gündemimize oturmuşken konu başlığımız kadınlardan devam edelim. Ancak spor içeriği neden NBA olmasın!
Günümüz NBA’inde gözlerden uzak şekilde tarih yazan Becky Hammon… Yahu o kadar bilinmeyen kadın figürü var ki, şaşıp kalmamak elde değil.

Becky Hammon hayalinin WNBA olduğunu her fırsatta dile getiriyordu fakat babası bile kendisine inanmakta güçlük çekerken kendisine yapamayacağını söylüyordu. Colorado State üniversitesinden burs teklifi alınca hayallerine biraz daha yaklaşan Hammon üniversite kariyerinde kırılmadık rekor bırakmayacaktı. Yani durumu kısaca özetlemek gerekirse; formasını giydiği üniversitesi de 25 numaralı formasını emekli etmiştir.

İlk yıllarında NBA’de adından söz ettiremese de kış aylarında boş durmayarak kendini geliştirmiş,  NBA’ye hazır olduğunu 5.sezonunda iyi istatistikler ortaya koyarak kanıtlamıştı. WNBA’deki yerini söke söke alan Hammon hiç şampiyonluk kazanamasa da 2008’de bir kez San Antonio Stars ile finale çıkmış, WNBA kariyeri 2013’te yaşadığı sakatlıklardan geri dönemeyince San Antonio Spurs’ten teklif alacaktı.
Yaptığı hamlelerle gerek saha içi gerek saha dışı her zaman öncü ve örnek olan bir camiadan bu tarz bir hamle bir kez daha neden öncü ve örnek camia olduklarını gözler önüne serecekti.


Kadının dünya tarihindeki yeri, toplumdaki rolünü göz önüne aldığımız zaman aslında Becky Hammon’un bu başarısının nerelerden nerelere geldiğimizi görmek açısından bize müthiş bir ayna görevi göreceğini söylemek yanlış olmaz. Bundan yıllar önce köleliği kaldırmak isteyen Abraham Lincoln’e siz kadınlara oy verme hakkı da verirsiniz gibi tepkilerin verildiği Amerika’da kadının bugün erkeğin yaptığı her şeyi yapabileceğini göstermesi müthiş.

Becky Hammon’un da kendisini bu günlere getiren, ona ilham veren dönüm noktaları vardı tabi ki. Onu daha fazla çalışmaya iten, daha fazla mücadele etmesine yardımcı olan ilhamlar. Becky’inin ağzından ilham perisi; 
“Benim hikayem genel olarak yukarıdan bakılan, kendisine yapamayacağı söylenen, kısa ve yavaş olduğu söylenen birinin hikayesi. Neden başarısız olacağımla ilgili her sebebi duydum bugüne kadar. Bunların hepsini duyuyorsunuz ama tavsiyem kimi dinlediğinize dikkat edin. Benim bana en yakın olan sesim bana her zaman yapabileceğimi söyledi.”
 
2014’te, 16 yıllık basketbol kariyerine son verdi fakat koç olarak geri dönecekti. Spurs ekibine katılması o kadar çok şey ifade ediyordu ki tüm Amerika profesyonel liglerinde daha önce bunun eşi benzeri yoktu. (NBA,NFL-NHL-MLB) Tüm bunların yanı sıra Becky Hammon o sezon yaz ligini şampiyon olarak tamamladı. NBA’ye uzun yıllardır yeni koçlar sunan San Antonio Spurs bu sefer bu şansı Becky Hammon’a veriyordu.
Bu arada dipnot: 2014 Temmuz ayında, Michele Roberts NBA oyuncular birliğinin başına getirildi. Bu denli önemli bir görevlerin başına bir kadının gelebileceği diğer kadınlar için de ilham kaynağı. 

21 Haziran 2019 Cuma

Futbolun İncisi

Kadın, hanım, bayan... Mevzubahis, hata aslında sıradan. Spor dünyasında kadınların karşılaştığı engeller, maruz kaldıkları baskılar ve boğuşmak zorunda oldukları önyargılar hesaba katıldığında bu gerçekten önemsiz bir örnek. Ama yine de bir değeri var. Lakin bazen iyi niyetle yola çıktığınızda bile bilinçaltınızdan kaçamazsınız. Bir fazla söz sizi ele verir. Ya da basit bir benzetme...

Ama her şey yolunda değil. Ve bunun köküne indiğimizde sebeplerini de çok iyi biliyoruz. Yine de bir adım geriye çekilip, manzaraya farklı bir açıdan bakmaya çalışalım. Birazdan okuyacaklarınız, adını dünya kupası tarihinin en golcü kadınlarından alan Marta ona şaşkınlıkla bakan gözlere inat harika bir iş çıkartıyor. Kadın futbolu deyince akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz Marta’dır. Brezilyalı Marta Vieira da Silva, kadın futbolunun gelmiş geçmiş en iyi ismi kabul edilir. Zaten bu durum yakın zamanda ona verilen "tüm zamanların en iyi kadın futbolcusu" ödülü ile tescil edildi.

Brezilya’da şimdiden adını yaşayan efsaneler arasına yazdıran Marta, hâlihazırda ABD’de devam ettiği kariyerinde sayısız başarılar elde etti. Geçtiğimiz yıl Luka Modric’in ‘Yılın En iyi Erkek Futbolcusu’ seçildiği FIFA ödüllerinde, Marta ‘Yılın En İyi Kadın Futbolcusu’ ödülünü kazanmıştı. Onun dışında eski adıyla ‘FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu’ ödülünü de 5 kez kazanan 32 yaşındaki Marta, Sports Illustrated tarafından belirlenen 2000-2009 yılları dönemini kapsayan ‘Son 10 yılın En İyi 20 Kadın Sporcusu’ listesinde yer alacaktı.


Brezilyalı oluşu itibarıyla yüksek top tekniğiyle klas gollere ve asistlere imza atan Marta, tüm dünyada futbol oynamak isteyen genç kızların idol olarak gördüğü isimlerden biri. Marta’da, diğer emsal taşıyan kadın futbolcular gibi, geçtiğimiz yıllarda futbolcuların kendi hikâyelerini anlattığı ‘The Players Tribune’ adlı oluşumda bugünlere nasıl geldiğini bir mektup ile kaleme aldı. ‘Gençliğime mektup’ adlı yazıda Marta, hayatının kırılma noktalarından biri olan 14 yaşındaki haline öğütlerde bulunuyor.

Aslında onun bu kelimelere girizgahı, hırsını, özverisini ve ileri görüşlülüğünü oratya koyacaktı. 
“Sevgili 14 yaşındaki Marta,
Otobüse bin.
Ne düşündüğünü ve hissettiğini biliyorum.
Ne kadar korktuğunu, ne kadar endişeli olduğunu… İnsanların sana ‘yapamazsın’ dediğini… Aslında yapmamanı istediklerini… Bunların hiçbirini düşünme.
Sadece otobüse bin.
Bu otobüs, seni 3 günlük yolculuk sonrası Rio de Janeiro’ya götürecek.
Bu otobüs, seni, aileni ve Dois Riachos’da (doğduğu kasaba) yaşayan 11 bin insanı arkanda bırakmanı sağlayacak. Bu otobüs, toprak yolların yeşil alanlara dönüştüğü, dağların şehirlere dönüştüğü yere gidecek.
Bu otobüs, seni hayallerine taşıyıp, senin profesyonel bir futbolcu olmanı sağlayacak”

“Biliyorum. 14 yaşında yapmak istediğin tek şey Dois Riachos’tan uzakta olmak. Söylemesi çılgınca gelebilir. Ama kariyerinin en önemli günlerini orada yaşadın Marta. Dünyanın her yerinde futbol oynadın ama Dois Riachos, seni bugünlere getiren yerdir.
Eve döneceksin. 2006 yılında, FIFA’da Dünyada Yılın Futbolcusu seçildikten sonra. Bu ödülü ilk kez alıyorsun. Eve döndüğünde seni bekleyen kalabalık bir grup olacak. Herkese, eve dönen kahramanı görmek isteyecek. İnanmayacaksın ama etrafında kornalar çalan arabalar bile olacak.
Bu kez evinde reddedilmeyeceksin. Sana dik dik bakan o insanlar, senin futbol oynayamayacağını söyleyen insanlar, bu kez elleri patlayana kadar seni alkışlamak için orada olacaklar.” Bu mektup sayfalarca uzuyor, ancak anlatılar net ve açık! İyi ki varsın Marta!

14 Haziran 2019 Cuma

Teşekkürler Melike

Bazen bir fotoğraf çok şey ifade eder, bazen de hiçbir şey ifade etmez. Kimi zaman da bu iki uç arasında kalırız. Futbol tam olarak bu fotoğraf karesinin ortasında. Daha temiz ifadeyle erkek futboluna uygulanan imtiyazın aksine kadın futbolunun esamesi okunmuyormuşcasına davranılıyor. Buna izin vermeyenleri tenzih ederek giriyorum cümleye. 
Kadınların özgürlük mücadelesi, her yerde, her alanda direnenlere ilham vermeye devam ediyor. Çim sahadaki mücadeleleri de öyle.

Bu yazıyı okuyacaklar için baştan belirteyim. Konu Melike Pekelin ama ben bir hayranı değilim. Hatta kendisinden ne yazık ki yeni yeni haberler alıyorum, bir nebze de olsa kadın futbolunundan haberdar olsak da erkek ligi gibi değil şüphesiz! Ama Pekelin bunlardan daha büyük bir şeyin parçası ve futbolu seven herkesten bir saygı duruşunu hak ediyor.
Bu sezon başında Pekelin’in kulüpteki geleceği hakkında söylentiler vardı hatta birkaç yazar, futbolun saha içinde oynanan, spor olan kısmını analiz ederek, Melike’nin artık Metz’den ayrılması gerektiğini, bu sefer mantığın duyguların önüne geçeceğini söylüyordu. Ya sonra?

Metz’de daha zor şartlarda bir şeyler kazanmaya çalışmak, kolay yolu seçip şampiyonluklar yaşamaktan daha değerliydi. 
Melike'nin Metz'e gelişiyle Fransız ekip çıkış ivmesi yakalayacaktı. Melike, yeşil sahalarda futbolunu  Metz formasıyla 11 maçta 8 gol atınca bir anda tüm Fransa onu konuşmaya başlayıp, transfer dedikodularına karışacaktı bile. PSG'nin kapısını çalmasıyla gazete başlıklarının puntosu büyüdü. PSG ile birlikte adeta hayalini yaşadı. 


Klasik bir türk insanın sınırları doğrultusunda, tek kale maçlarda aranan bir yüzdü. Mahallesindeki erkeklerle futbol oynamaktan çekinmeyen hatta gösterisini yapan Melike'nin, şu an bu yazıyı okuyor olmanıza neden olan hayat yolu…
Aslında hayatı da Almanya’da bir ilanı görmesiyle değişti. 6 yaşındayken okulunda 'yeni futbolcular arıyoruz' ilanı gören Pekel, durumu hemen ailesine anlatır ve onların onayını alarak seçmelere katılır. Tabii ki seçmeleri kazanır.

Melike'ye futbol konusunda en büyük destek de annesinden gelecekti, idmanlara annesi götürüp getirdi. 14 yaşına kadar sürekli erkek futbol takımıyla oynayan bizim kız, nihayet Augsburg takımının dikkatini çekti ve annesinin ona olan inancı karşılıksız kalmadı. A takıma kadar yükseldi. Artık sahnedeydi ve çok zaman geçmeden Alman devi Bayern Münih'in radarına girdi ve Bavyera ekibine transfer oldu. İşte o hayat yolu ve ismi yıldızlaşan Melike gurur olmaya başladı.

Ama o daha büyük bir şeyin, bir çok hayatın bir parçası. Bu yüzden sadece Paris şehri için değil, belki de hayatında hiç karşılaşmayacağı, varlığından bile habersiz olduğu insanlar için bile bir futbolcudan daha fazlası. Biz kadınlar olarak; bir çekilirseniz, maç izleyeceğiz. Teşekkürler Melike…