25 Kasım 2015 Çarşamba

Basketbolun Mozart'ı Drazen Petrovic

Yedekte oturmak, bench'in koltuklarını aşındırmak takım sporlarının kaderidir. Bu kader dediğimiz kelime olumsuz algılansa da ileride adınızın sayfa sayfa okunmasına engel değil. Hiç kimse de yeteneği ne olursa olsun birden bire sahalara geçiş yapmıyor. Önce altyapılarda sınanıyorlar, A takımı derken "o" anı değerlendirmek oyuncunun karakterine kalıyor. Evet, insanoğlu olarak iyi ve kötü özelliklerimiz var, farklı yönlendirmelerle bizlere başka sonuçlar verecektir. 
Örneğin inatçılığımız, proaktif ve yetenekli olduğumuz alanlara kanalize edildikçe bir başka ifadeyle enerji pozitife çevrildikçe ortaya ellerinizle fırça darbeleri attığınız tablolar çıkıyor.

Zamanla bu tablolar müzelerde sergilenmesi de takdir edersiniz ki en büyük payı oyuncuya bırakıyor. Bu tabloları bize hayran bıraktıran basketbolda okyanusun bir ucu "Amerikan Rüyası" Michael Jordan, içinde bulunduğumuz sularda ise Drazen Petrovic gibi örnekler oyunun tarihine silinmeyecek tablolarına fırça darbelerini anlamlı şekilde yansıttılar.
Jordan ismini neredeyse duymayan kalmadı. Avrupa tarihinde efsanelere gerekli özen verilmediği için - o dönemlerde insanlar iç savaş döneminde olmasıyla - daha yüksek sesle duyurmak bizlere kalıyor. 



Petrovic'in hikayesindeki en önemli kıvılcım ve ilk ateş aslında 20 yılı bulan Yugoslav basketbolundaki emeğin yansıması. Çocuk yaşta spor salonun anahtarını alıp sabahın ilk ışıklarıyla herkesten önce antrenmana başlayan, disiplin olma bilincine sahip Petrovic önemli yol gösterici olacağının sinyallerini veriyordu. 13 yaşında Sibenka takımında aldığı süreleri değerlendirip takıma etkisini çabuk gösterir ve 2 yıl sonra A takımında yer alır. Ancak onun içinde kolay olmayacak. 
Takım arkadaşları arasında Dario Saric'in babası Predrog Saric, Zoran Slavnic gibi isimlerle oynamak bunun yanı sıra koç deneyimlerine yeni yeni başlayan ama otoritesini ortaya koymuş Teodosic'in gözüne girebilmek kolay değildi. Hiç kolay değildi. 

Yugoslav dominasyonunun ve açık alandaki keyif verici basketbolunun, başka deyişle 1989 finallerinde Yunanistan'ı sürklase etmenin ana noktası "çabukluk" kavramıydı. Sibenka'daki yaptıkları kısa sürede okyanusun öbür ucunda duyulmuştu. En önemli makas değişimi için karar vermek zorunda kalır. Petrovic çocukluk anılarının yolunu tutar. Cibona Zagreb ile anlaşmaya varır. Burada abisi ile beraber rüya gibi sezonlar geçirir. Lig ve Kupa Şampiyonlukları yanına Avrupa'nın en prestijli kupasını 36 sayı atarak Euroleague kupasını evine götürür.



Artık Amerika rüyasını ne olursa olsun gerçekleştirmek ister. Söz hakkını Euroleague finalinde ezip geçtikleri Real Madrid'e transfer olur. 2 yıl önce Portland Trail Blazers tarafından draft edildiğinde şansını halen daha Avrupa'dan yana kullanınca Madrid'e 1 yıl yararlanma şansı kalıyor. Real Madrid bir türlü elde edemediği sevgilisini de elinden kayıp gitmesine izin verir. 1989 yazı itibariyle Vlade Divac'la birlikte NBA yolunu tutar. O yıllarda yeni yeni dışarıdan oyuncu alımına başlayan NBA bu ikilideki toleransı sonsuzdur.

Portland'da arzuladığı süreleri alamayınca yedek beklemeye başlar ve harekete geçer. Onca yıllık -gel de gel- baskısı bu muydu? Amaç Petrovic'i bitirmek miydi? Sancılı sürece dur diyen Petrovic Nets'in teklifine evet der. Bu noktada mola istiyorum. Çünkü Petrovic Nets'e geçerken daha uzun süreler almak istediğini, bunu başarabileceğinden emin olan bir insanın yalvarışıdır. 
Onu takımında görmek isteyen onca takım varken koç-oyuncu arasında taşlar yerine oturmuştu. Aldığı süreler, şut yüzdeleri, sayı ortalamaları NBA'in elit isimleri arasında yer alıyor.
1992-93 sezonu NBA'deki en iyi yılıydı, son yılı oldu. O yıl Almanya'da geçirdiği trafik kazası sonucu Avrupa, Yugoslavya karanlığa gömülür!

Temposu artan-azalan ikileminin oranını eş zamanlı yapabilen, saf bir skorerdi. Tüm bunlarla kendi notalarını yazabilen müzik eseri gibi. İşte bu yüzden Petrovic basketbolun Mozartı denilmekte. Farklı bir açıyla Jordan'ın Avrupa yansıması!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder