14 Temmuz 2015 Salı

Tanıştırayım "Futbol Fabrikası" Porto

Spor ve ticaret ne kadar zıt kelimeler gibi dursa da, birbirlerini besleyen akarsu gibidirler. Bir noktada buluşurlar ve güldür güldür akmaya başlarlar. 
Sporun paraya dökülüp ticarethaneye dönüşmüş olması sıkıntılı bir durum olsa da gelişen yeni sektör haline büründü. 
Açıkçası sporcuların bu durumdan şikayetçi olmamaları, sporun spordan çok ticarete dönmesi onların işine geldi. Öyle ki atılan her imza kasalarını doldururken, oynama arzularını giderek artması tüm takımların iştahını kabartıyor.

İşin aslı bu kadar geniş alanlara yayılmış birçok spor branşı binlerce sporcu yetiştirmiş, özellikle futbol bu konuda kasıp kavuruyor. Barcelona, Real Madrid, Chelsea, Bayern Münih gibi devleşmiş takımlar futbolcuları altyapıdan yetiştirip, eğitmekle kalmıyor, sonrasında da bonservis ve yetiştirme bedelleriyle veresiye veren/peşin satan adam tablosundaki küstahlığıyla cepleri milyon Euro'larla dolup taşıyor.
Yalnız dikkatinizi çekmek isterim saydığım takımlar dünyanın en uç noktasına bile gitseniz herkesin sıralayacağı takımlar.
Ancak öyle bir takım var ki bu konuda "Futbol Fabrikası" unvanını almak da ne kadar haklı olduğunu kanıtlar dercesine gururlanıyor.


Porto Spor Kulübü namı diğer "Ejderhalar" Primeira Liginde aralıksız bir şekilde var olmuşlar, üstün performanslarıyla Lig şampiyonluğunda adını hep bir numarada yazdırmayı istinasız bilmişler. Yanı sıra Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Liginde şampiyon olup başarılarını perçinlemişlerdir.Her ne kadar yakın zamanda Uefa'da sessizliklerini korusalarda.

Bu başarılarını elbet konuşuruz fakat şimdi konumuz Porto'yu diğer takımlardan atipik kılan nitelik henüz tanınmamış genç futbolcuları takip edip, yetenek avcılığı kılığına giren ve ucuz fiyata takımın kadrosuna katmayı, dudak uçuklatan meblağlara satmasıyla ün salmış. 
Bu konularda kılavuzluk eden takım olmayı başaran ilk takım.


Hepimizin çok iyi bildiği bir oyuncuyla açılış yapmak isterim; Mario Jardel; 16 milyon dolarlık karla Galatasaray'a geldi ama efsane oldu! Portonun altyapısından gelen Carvalho; 30 milyon euro'ya ve yine Ferreira 2 milyona euro ve Bosingwa 1 milyon euro'ya ucuza satın alınıp 20 milyon euro'ya Chelsea'ye satmışlardır.

Bu başarıları 2000'lerin başına kadar değil! Şimdi duyacağımız isimlerde Porto'nun ticaret zekasından geçmiş yıldızlar. Pepe; Maritimo'dan 2 milyona alınıp Real Madrid'e 30 milyon euro'ya, Bruno Alves; altyapıdan yetişip 22 milyon euro'ya Zenite'e, Falcao; River Plate'den 5.5 milyon euro'dan alınıp 47 milyon eoru'ya Atletico Madrid'e ve meşhur Hulk Brezilya'nın "dev kapısı" Tokyo Verdy'den 19 milyon euro'ya alınmasına rağmen Zenit'e 55 milyona satılarak Porto takımını sırtlamış isimler listesine dahil oldular.



Porto'nun bizlere bir sürpriz ismi daha var. Sürprizden daha çok tarihte bir ilk demeliyim. Teknik direktörleri Andre Villas Boas 15 milyon euro'ya serbest kalma opsiyonuyla Chelsea'ye transfer oldu.
Chelsea'nin karnı her acıktığında büyük bir lokma vermesini bilmiş Porto.


Yinede bir problem var al-sat yaparak "futbol" anlamında başarı sergileyemezsiniz. Jose Mourinho eşliğinde başlayan çıkış grafiği bir takım olarak bilhassa Avrupa kupalarında uzun sürmedi.  Oyuncu alıp satmak para kazandırmak anlamında evet ama bir yere kadar. 
Takımı sürüklemiş isimler dahi bunun ağrılarını çekiyor olacak ki kan kaybını önlemek için " bir takım" olarak ne yapabilirizin peşindeler.

Bunları düşününce ve de Süper Lig'deki transferlere bakıldığında, milyonların konuşulduğu bu hizmete farklı bakış açısıyla bakmamız gerektiğini gösteriyor.
Sadece Arda Turan transferini konuşmayalım. Yeni Arda'lar, yeni yeteneklere avcılık yapmak için donatalım takımlarımızı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder